Ve İlk Namaz

Yedi şaftla tavafımızı tamamlayıp, Makam-ı İbrahim’in karşısına geçiyoruz. Gözümüz Makam-ı İbrahim ile Kâbe’yi aynı anda görüyor. Bakıyor, bakıyor, bakıyorsunuz. Baktıkça bakmak istiyor, gözlerinizi ayırmak istemiyorsunuz.

Ve tekbirinizi alıp namaza duruyorsunuz. Yıllarca Kâbe’yi görmeden, O’na yönelerek namaz kılmıştım. Şimdi ise O’na yöneliyorum ama bu sefer görerek, O’nu hissederek kıyama duruyorum.

Bu makamda namaz kılmak çok farklı bir tat. Kâbe’de namaz kılmak çok farklı, bir de bu namaz Makamı İbrahim’e geldi mi çok daha anlam kazanıyor.

İki rekat namaz kılıp ellerimizi duaya kaldırıyoruz. Ellerimiz kalkıyor ve gönlümüz duaya başlıyor. Burada duaya icabeti hissediyorsunuz. Zira elleriniz yoğun rahmetin ağırlığını hissediyor. Ve bu ağırlık karşısında ellerinizi biraz daha açıp daha fazla rahmet yakalamaya çalışıyorsunuz.

Gönlünüz sevinçten ağlıyor ve hamdediyor Rabbine.

Hamdolsun beni buraya getiren Rabbime…

Ve İlk Tavaf

Artık manevi çekim alanının içerisindeyiz. Gözlerimiz Kâbe’de. Gözümüz ve gönlümüz Kâbe’yi iyice bir süzüyor. Kendimizi bu manevi çemberin halkalarına katmaya hazırlanıyoruz.

Ve Hacerül Esved’in karşısına geliyoruz. Niyetimizi yaparak Hacerül Esved’i selamlayıp tavafa başlıyoruz. Mahşeri kalabalığın içerisinde bir taraftan yürüyor, bir taraftan Kâbe’yi seyrediyoruz. Dilimizde tekbirler, tehliller ve dualar…

Dönüyoruz, aşkla, şevkle, özlemle dönüyoruz. Bu kalabalıkta elimizi Kâbe’ye uzatmak, dokunmak istiyor gönlümüz ama ne mümkün. Etrafında dönüyor ama ona dokunamıyoruz.

Gözlerimiz Hacerül Esvede takılıyor. İnsanlar onu öpebilmek için mücadele ediyorlar. O’nun hemen yanında mültezemde eller görüyorum. İnsanların yakarışını hissediyorsunuz. Ve oraya gidip siz de yakarmak istiyorsunuz ama bu da mümkün değil.

Makamı İbrahim’den bir başka huzur ile Hz. İbrahim’i aleyhisselam anarak geçiyorsunuz. Hatem, altınoluk derken kendinizi Ruknu Yemani’de buluyorsunuz. Ve O’nu da selamlıyorsunuz.

Kâbe’ye kavuşmanın verdiği mutlulukla dönüyor, dönüyor, dönüyorsunuz.

Ve Kâbe

Artık Mekke’deyiz. Valizleri otele bıraktığımız gibi grubu beklemeden çıkıyoruz. Bir an önce kavuşmak, Rabbin evine misafir olmak istiyoruz.

Vakit öğle namazı vakti, kerahat vakti girmiş, mahşeri bir kalabalık var. Zemin kat dolmuş oraya almıyorlar. Üst kata çıkıyoruz ama çok gerilerdeyiz, Kâbe’yi göremiyoruz. Gönlümüz Kâbe’de, bedenimiz gerilerde.

Öğle namazını edâ eder etmez hızla zemin kata iniyoruz. Ve işte, Allah’ın beyti orada, karşımızda, şimdi dua zamanı.

Ve duam:

Allah’ım hamdolsun sana, beni beytine bir kez daha getirdin. Şükürler olsun Allah’ım.

Allah’ım bana salih bir kul olmayı nasip eyle. Ellerini açıp sana dua eden ve duaları kabul olan bir kul eyle.

Allah’ım gönlü burada olan kullarına buraya gelmeyi nasip eyle.

Allah’ım bu kutsal mekanlarda kaldığım süreyi senin rızana en uygun şekilde geçirmeyi nasip eyle.

AMİN

Geri Dönüşün Adı: Mekke

Şehirlerin anası Mekke’deyiz. Allah’ın beytine ev sahipliği yapan şehir, Allah Resulü’ne kucak açan şehir, Resulü’n sevdiği şehir, merhaba. Tüm insanlığa kucak açan şehir sanırım bana da kucak açacak, beni de bağrına basacak.

Mekke’nin her sokağında Allah Resulü’nün ayak izleri var. Her taşın altında O’ndan bir iz var. Allah Resulü’nün 63 yıllık ömrünün 53 yılını geçirdiği mukaddes şehir burası.

Medine’de yüzümüz hep güldü. Allah Resulü ve ashabının güzel günlerini hatırladık. Ama Mekke Allah Resulü ve ashabının zor günlerinin geçtiği bir şehir. Burada üzüntü ve öfke bir arada. Peygamber Efendimiz’in çektiği sıkıntıları düşünmek, hatırlamak insana üzüntü veriyor. Bu üzüntünün kaynağı müşrikleri bulmak, Efendimiz’e yapılan zulümlerin hesabını sormak geçiyor içimden.

Aç kucağını Mekke, her ayrılan insanın geri dönmek istediği şehir, ben geliyorum!

ELVEDA MEDİNE


(25 Aralık 2006 – Medine)

Evlada sevgilinin diyarı, evlada güzel şehir, evlada Uhud, evlada Baki mezarlığı, evlada güzel insanların yurdu, evlada Efendimin diyarı, evlada Medine.

Gözüm yeşil Kubbe’de, gönlüm Allah Resulünde. Bedenim ayrılıyor ama gönlüm burada. İnsan buraları terk etmek istemiyor ama ne çare ayrılıyoruz. Ayrılık çok zor! Kendimi teselli ediyorum tekrar geleceğim diye. En kısa zamanda gelmek üzere ayrılıyorum.

VE AYRILIK VAKTİ, SON SELAM

(25 Aralık 2006 – Medine)

Bugün Medine’de son günümüz. Yatsı namazını müteakip Medine’den, Allah Resulünün misafirliğinden ayrılacağız. Yatsı namazı ile kırk vakit namazı tamamlamış olacağız.

……


Ve son kez selamda, Allah Resulünün huzurundayım. Veda vakti artık! Bedenim için veda edeceğim ama ruhum burada, Allah Resulünün yanında.

Salat ve selam sana ey Allah’ın Resulü…


Bu Selam başka selam. Niçin herkes ağlıyor, yoksa onlarında mı son selamı. Ayaklarım gitmek istemiyor, ayrılmak istemiyor gönlüm buradan…

İLK SEÇİM YERİ VE İLK HALİFE


(24 Aralık 2006 – Medine)

Medine’nin tarih kokan sokaklarında dolaşıyorum. İlk durağım Hz. Ebu Bekir Efendimizin r.a. halife seçildiği yer. Burası Mescidi nebevinin batısına düşüyor. Ve mermer olmayan tek toprak parçası. Burası bir park ve yemyeşil, bu yeşillik sizi seçim anına taşıyor.

Peygamberimizin irtihali üzerine halifeliğin önemini bilen sahabeler bir an bile vakit kaybetmeden halifelerini seçmişlerdi. Tüm sahabe biat etmişti Hz. Ebu Bekir r.a. Efendimize. Bugün bizse başsız ve biatsiz bir o tarafa bir bu tarafa savrulup gidiyoruz.